12 Eylül 2012 Çarşamba

Enerji Verimliliği ve Kanonik Konuşma, Yazma


12-09-2012

İki boyutlu yazım ortamının iki boyutlu kullanımı. Açıklama için Bkz. http://tinyurl.com/9qezv69).

NOT: İki boyutlu kullanım için: "kamuya açık (herkesçe serbest kullanılabilir)" 


Wikipedia'dan: "Enerji, bir cisim ya da sistemin iş yapabilme yeteneği, "yaratılan güç" anlamındadır. Doğrudan ölçülemeyen bir değer olup fiziksel bir sistemin durumunu değiştirmek için yapılması gereken yoluyla veya enerji türüne göre değişik hesaplamalar yoluyla bulunabilir.
 
Enerji korunumlu bir büyüklüktür aynı zamanda biçim değiştirebilir. Bunun en sıradan örneği Hidroelektrik Santrallerinde elektrik enerjisine dönüştürülen, suyun potansiyel enerjisidir. Bu dönüşüm işlemi pratikte birebir olamaz, kayıplar oluşur.
 
Enerji korunumlu bir büyüklük olmasına rağmen diğer biçime dönüştürülemeyen ve dolayısıyla ısı olarak etrafa yayılan enerji, teknik terimle kayıp olarak nitelendirilir." *
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
*http://tr.wikipedia.org/wiki/Enerji
 
 
Bizler enerjilerimizi ne ölçüde verimli / minimum "kayıp"la kullanabiliyoruz?
 
 
 
 
Bir olgu sunumu:
 
"Büyük, merkezi ısıtmalı ve eski bir sitede oturuyorum. 2011 Aralık sonundan beri “ENERJİ VERİMLİLİĞİ İÇİN RADYATÖRLERE ISI_PAY ÖLÇER TAKILMASI”nı konuşuyor, bilgilenmeye ve karar vermeye çalışıyoruz.
 
Sitemizde her dairenin radyatörlerine ısı_pay ölçer takmanın toplam maliyeti:
 
Yaklaşık (bu günlerdeki kur üzerinden) 1.000.000 /10^6/ BirMilyonTürkLirası veya 450 Euro civarında görünüyor. Eğer radyatörlerimizin değişmesi, merkezi sistemimizin yeni sisteme uyumsuzluk nedeni ile umulmadık bir arıza yapması gibi durumlar söz konusu olmazsa!
 
Resmi toplantılar:
 
Bu konuda şimdiye dek birisi yaklaşık 8, diğer ikisi de 5 saat süren site olağanüstü genel kurul toplantıları yaptık.
 
8 saatlik toplantı aynı zamanda vidyoya alındı.
 
Her birinde saatlerce tutanak tutuldu.
 
Sonra bu tutanaklar temize çekildi ve 100’e yakın blok yöneticisine dağıtıldı.
 
Her bir toplantıda, bir önceki toplantı tutanaklarının çoğu blok yöneticisi tarafından okunmadığı gözlendi.
 
Bir de gayri resmi olanlar var:
 
“Bilgilendirme” konuşmaları, oluşturulan komisyonun kendi arasında yaptığı toplantı, işi yapmaya yetkili firmalarla yönetim kurulunun ve ısı_pay ölçer komisyonunun yaptığı toplantılar, sorumluluk sahibi blok yöneticilerinin bilgi birikimlerini rapor ettiği ve /veya kendi bloklarında yaptığı toplantılar. Benim gibi yetkili firmalarla dakikalarca telefon görüşmesi yapan bazı site sakinlerinin ayırdığı zaman. İnternetten yapılan araştırmalar vbg…
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  
Örneğin: http://www.emo.org.tr/genel/sss.php?grubu=ENERJİVERİMLİLİĞİ iinkinde “Sıkça sorulan sorular” bölümüne de sordum:
 
“Merhabalar,

‘Enerji Verimliliği’ çerçevesinde, merkezi ısıtma sistemleri olan blok ve sitelerde, ‘ısı pay ölçer’ uygulanması konusunda sorularım:

1516 daireli 24-25 yıllık, merkezi ısıtma sistemi olan bir sitede oturuyorum.

Kanun çıktı, zorunludur şeklinde bir korku ve telaş ile site yönetimi ne yapacağını şaşırmış durumda.
Hiçbir firma da sistem garantisi veremiyor. Genelde "yapılsın, deneyelim, görelim" düşüncesiyle hareket etmeye eğilimli görünüyor.

Digital uzaktan okumalar, evin konumu gibi birçok faktörün sistemde karışıklık yaratabileceği görüşleri de var.
İnternette bu konuda mahkemelik siteler var.

Bir makine mühendisinin: "Yurt dışında 100 parametreye göre kurulan sistem, ülkemize ithal gelirken 90 parametresi yok sayılabiliyor. Bu nedenle de‘çok riskli’ olabilir."görüşü var.
Bu konularla ilgili görüşlerinizi rica ediyorum.

Saygılarımla,
A.Şükran Demiralp”
 
Henüz yanıt alamadım.
 
 
 
Ve düşünüyorum:
 
"Biz ENERJİ VERİMLİLİĞİ'ni tartışıyoruz (?)
 
Aylardır zaman ve enerjimizi bu konuya ayırdığımız halde neden hala başlangıç noktasındayız?
 
Zaman ve enerjimiz nereye gitti?
 
"Enerji korunumlu bir büyüklük olmasına rağmen,  diğer biçime dönüştürülemeyen ve dolayısıyla ısı olarak etrafa yayılan enerji, teknik terimle kayıp olarak nitelendirilir." tanıma göre "enerjimiz"etrafa "ısı" olarak yayıldı.
 
Neden?
 
 
 
Konu daha sorgulanamadan peşin "evet ve hayır"cılar var!
 
 
Neyse ki bir kısmımız da sorgulamadan “Evet”, “Hayır” ile sonuca gitmeyelim istiyoruz. Ancak, “sorgulama”, “sorulara yanıt alma” kısmında tıkanıyoruz.
 
 
Kök sorunlardan birisi linkte vurgulanan konulardan kaynaklanıyor:
 
Linkten ** alıntılar:
 
“Bu önerim yalnızca tartışma programlarına katılanlara değil, daha uzun yaşamak isteyen herkese yarar sağlayacaktır. Bu, “konuşma sürelerinin kısıtlanması” ve bunun için de “kanonik konuşma” usulunün benimsenmesidir:
 
 Uzun konuşmanın başlıca üç nedeni;
 
·         “alışkanlık”,“berrak olmayan düşünceleri berrakmış gibi gösterme isteği” ve “bir ters- bir yüz söyleyip şiş ve kebabı yakmama” eğilimidir.
·         · “Kanonik konuşma”, ifade edilmek istenen bir düşüncenin, olabilecek en kısa formda dile getirilmesi tekniğidir. Alışık olmayana başlangıçta -biraz- güç gelebilirse de kısa zamanda öğrenilir.
·         · “Kanonik ifade” nin -yalnız konuşmada değil yazmada da geçerlidir- ne olduğunun anlaşılması için, önce “uzun konuşma” nın neden(ler) i anlaşılmalıdır.
·         · Uzun konuşmanın başlıca üç nedeni; “alışkanlık”,“berrak olmayan düşünceleri berrakmış gibi gösterme isteği” ve “bir ters- bir yüz söyleyip şiş ve kebabı yakmama” eğilimidir.
·         · “Alışkanlık”, zamanla tedavi edilebilir. Diğer ikisinin ilacı ise kısa konuşmaya “zorlamak”tır.
·         · Ancak, “kısa konuşma”nın -her zaman yapıldığı gibi-iki uçtan birini seçmeye zorlamak olmadığına çok dikkat edilmelidir. “Bu fikre katılıyor musunuz, yalnız evet-hayır deyin” gibisinden “boyut daraltıcı faşizan” zorlamaların kısa konuşmayla ilgisi yoktur.
·         · “Kanonik ifade” ya da “kısa konuşma”nın temel gerekçesi, tartışmaya katılanların “konuşma özgürlüklerini” sağlamaktır. Her uzun konuşma, sıra bekleyen diğer tartışmacıların haklarından çalınmış birer parçadır. Tartışma yöneticisinin bir numaralı görevi ise, herkesin özgürlüğünü güvenceye almaktır.
·         · Doğruluğu kendinden menkul, sonu “…dir” ile biten hükümlerle dolu, o konuda düşünmemiş olmayı gizlemeye yönelik laf salatalarını kesmenin en etkin yolu, her defasında azami 1 veya 2 dakikalık konuşmaya izin vermek ve süre sonunda – cümlenin ortası dahi olsa- mekanik bir yolla “kesmek”tir. Böylece, çeşitli defalar söz almak mümkün olduğu gibi, herkese fikrini söyleme imkanı verilmiş olur.
·         · Tartışma programlarında unutulmaması gereken bir nokta, toplam sürenin 1-1.5 saati geçmemesidir. Sabahlara kadar süren bir tartışma ortamında, akıl zindeliğini koruyabilecek babayiğitler henüz ülkemizde yetişmemektedir. “
 
 
 
 
 
Konumuz:
 
“ ENERJİVERİMLİLİĞİ”. Genelde karmaşık konularda, enerjimizi, zamanımızı ve paramızı bu yöntem(sizlik)le alınan / alınamayan kararlarla yıllardır bir şekilde israf ediyoruz.
 
“Verimliliğe”nereden başlamamız gerektiği konusunda hepimize belki bir yol gösterici olabilir umuduyla yazımı paylaşıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Öneriler TV’deki bir tartışma programı için gözükse de TBMM deneyimli bir kişinin önerileri olduğunu hatırlatıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Yazının tek boyutlu (alışılagelmiş) ifadesi:

Enerji Verimliliği ve Kanonik Konuşma, Yazma
Wikipedia'dan: "Enerji, bir cisim ya da sistemin iş yapabilme yeteneği, "yaratılan güç" anlamındadır. Doğrudan ölçülemeyen bir değer olup fiziksel bir sistemin durumunu değiştirmek için yapılması gereken yoluyla veya enerji türüne göre değişik hesaplamalar yoluyla bulunabilir. 

Enerji korunumlu bir büyüklüktür aynı zamanda biçim değiştirebilir. Bunun en sıradan örneği Hidroelektrik Santrallerinde elektrik enerjisine dönüştürülen, suyun potansiyel enerjisidir. Bu dönüşüm işlemi pratikte birebir olamaz, kayıplar oluşur.

Enerji korunumlu bir büyüklük olmasına rağmen diğer biçime dönüştürülemeyen ve dolayısıyla ısı olarak etrafa yayılan enerji, teknik terimle kayıp olarak nitelendirilir." *

Bizler enerjilerimizi ne ölçüde verimli / minimum "kayıp"la kullanabiliyoruz?

Bir olgu sunumu:

"Büyük, merkezi ısıtmalı ve eski bir sitede oturuyorum.  2011 Aralık sonundan beri  “ENERJİ VERİMLİLİĞİ İÇİN RADYATÖRLERE ISI_PAY ÖLÇER TAKILMASI”nı konuşuyor, bilgilenmeye ve karar vermeye çalışıyoruz.  
Sitemizde her dairenin radyatörlerine ısı_pay ölçer takmanın toplam maliyeti:  Yaklaşık (bu günlerdeki kur üzerinden) 1.000.000 /10^6/ BirMilyonTürkLirası veya 450 Euro civarında görünüyor. Eğer radyatörlerimizin değişmesi, merkezi sistemimizin yeni sisteme uyumsuzluk nedeni ile umulmadık bir arıza yapması gibi durumlar söz konusu olmazsa!  

Resmi toplantılar: 

Bu konuda şimdiye dek birisi yaklaşık 8, diğer ikisi de 5 saat süren site olağanüstü genel kurul toplantıları yaptık.  

8 saatlik toplantı aynı zamanda vidyoya alındı.  

Her birinde saatlerce tutanak tutuldu.  

Sonra bu tutanaklar temize çekildi ve 100’e yakın blok yöneticisine dağıtıldı. 

Her bir toplantıda, bir önceki toplantı tutanaklarının çoğu blok yöneticisi tarafından okunmadığı gözlendi.  

Bir de gayri resmi olanlar var:  “Bilgilendirme” konuşmaları, oluşturulan komisyonun kendi arasında yaptığı toplantı, işi yapmaya yetkili firmalarla yönetim kurulunun ve ısı_pay ölçer komisyonunun yaptığı toplantılar, sorumluluk sahibi blok yöneticilerinin bilgi birikimlerini rapor ettiği ve /veya kendi bloklarında yaptığı toplantılar. Benim gibi yetkili firmalarla dakikalarca telefon görüşmesi yapan bazı site sakinlerinin ayırdığı zaman. İnternetten yapılan araştırmalar vbg… 

Örneğin:  http://www.emo.org.tr/genel/sss.php?grubu=ENERJİ VERİMLİLİĞİ iinkinde “Sıkça sorulan sorular” bölümüne de sordum: 

“Merhabalar,

‘Enerji Verimliliği’ çerçevesinde, merkezi ısıtma sistemleri olan blok ve sitelerde, ‘ısı pay ölçer’ uygulanması konusunda sorularım:

1516 daireli 24-25 yıllık, merkezi ısıtma sistemi olan bir sitede oturuyorum.
 
Kanun çıktı, zorunludur şeklinde bir korku ve telaş ile site yönetimi ne yapacağını şaşırmış durumda. 
 

Hiçbir firma da sistem garantisi veremiyor. Genelde "yapılsın, deneyelim, görelim" düşüncesiyle hareket etmeye eğilimli görünüyor.

Digital uzaktan okumalar, evin konumu gibi birçok faktörün sistemde karışıklık yaratabileceği görüşleri de var.
 

İnternette bu konuda mahkemelik siteler var.

Bir makine mühendisinin: "Yurt dışında 100 parametreye göre kurulan sistem, ülkemize ithal gelirken 90 parametresi yok sayılabiliyor. Bu nedenle de ‘çok riskli’ olabilir."görüşü var.

Bu konularla ilgili görüşlerinizi rica ediyorum.

Saygılarımla,
 

A.Şükran Demiralp” 

Henüz yanıt alamadım.
 
Ve düşünüyorum: "Biz ENERJİ VERİMLİLİĞİ'ni tartışıyoruz:-))
 
Aylardır zaman ve enerjimizi bu konuya ayırdığımız halde neden hala başlangıç noktasındayız?

Zaman ve enerjimiz nereye gitti? "Enerji korunumlu bir büyüklük olmasına rağmen diğer biçime dönüştürülemeyen ve dolayısıyla ısı olarak etrafa yayılan enerji, teknik terimle kayıp olarak nitelendirilir." tanıma göre "enerjimiz"etrafa "ısı" olarak yayıldı.

Kök problemlerden birisi: Konu daha sorgulanamadan peşin "evet ve hayır"cılar var!

Neyse ki bir kısmımız da  sorgulamadan “Evet”, “Hayır” yapay demokrasisi ile sonuca gitmeyelim istiyoruz.  Ancak, “sorgulama”, “sorulara yanıt alma” kısmında tıkanıyoruz.  

Kök sorunlardan birisi de linkte vurgulanan konulardan kaynaklanıyor: 


“Bu önerim yalnızca tartışma programlarına katılanlara değil, daha uzun yaşamak isteyen herkese yarar sağlayacaktır. Bu, “konuşma sürelerinin kısıtlanması” ve bunun için de “kanonik konuşma” usulunün benimsenmesidir:
·    Uzun konuşmanın başlıca üç nedeni; “alışkanlık”, “berrak olmayan düşünceleri berrakmış gibi gösterme isteği” ve “bir ters- bir yüz söyleyip şiş ve kebabı yakmama” eğilimidir. 

·    “Kanonik konuşma”, ifade edilmek istenen bir düşüncenin, olabilecek en kısa formda dile getirilmesi tekniğidir. Alışık olmayana başlangıçta -biraz- güç gelebilirse de kısa zamanda öğrenilir.  

·    “Kanonik ifade” nin -yalnız konuşmada değil yazmada da geçerlidir- ne olduğunun anlaşılması için, önce “uzun konuşma” nın neden(ler) i anlaşılmalıdır.  

·    Uzun konuşmanın başlıca üç nedeni; “alışkanlık”, “berrak olmayan düşünceleri berrakmış gibi gösterme isteği” ve “bir ters- bir yüz söyleyip şiş ve kebabı yakmama” eğilimidir. 

·    “Alışkanlık”, zamanla tedavi edilebilir. Diğer ikisinin ilacı ise kısa konuşmaya “zorlamak”tır. 

·    Ancak, “kısa konuşma”nın -her zaman yapıldığı gibi- iki uçtan birini seçmeye zorlamak olmadığına çok dikkat edilmelidir. “Bu fikre katılıyor musunuz, yalnız evet-hayır deyin” gibisinden “boyut daraltıcı faşizan” zorlamaların kısa konuşmayla ilgisi yoktur. 

·    “Kanonik ifade” ya da “kısa konuşma”nın temel gerekçesi, tartışmaya katılanların “konuşma özgürlüklerini” sağlamaktır. Her uzun konuşma, sıra bekleyen diğer tartışmacıların haklarından çalınmış birer parçadır. Tartışma yöneticisinin bir numaralı görevi ise, herkesin özgürlüğünü güvenceye almaktır.  

·    Doğruluğu kendinden menkul, sonu “…dir” ile biten hükümlerle dolu, o konuda düşünmemiş olmayı gizlemeye yönelik laf salatalarını kesmenin en etkin yolu, her defasında azami 1 veya 2 dakikalık konuşmaya izin vermek ve süre sonunda – cümlenin ortası dahi olsa- mekanik bir yolla “kesmek” tir. Böylece, çeşitli defalar söz almak mümkün olduğu gibi, herkese fikrini söyleme imkanı verilmiş olur.  

·    Tartışma programlarında unutulmaması gereken bir nokta, toplam sürenin 1-1.5 saati geçmemesidir. Sabahlara kadar süren bir tartışma ortamında, akıl zindeliğini koruyabilecek babayiğitler henüz ülkemizde yetişmemektedir. “ 

Yukarıdaki öneriler TV’deki bir tartışma programı için gözükse de TBMM deneyimli bir kişinin önerileri olduğunu hatırlatıyorum.
Konumuz: “ ENERJİ VERİMLİLİĞİ”. Genelde karmaşık konularda, enerjimizi , zamanımızı ve paramızı bu yöntem(sizlik)le alınan / alınamayan kararlarla  yıllardır bir şekilde israf ediyoruz.

“Verimliliğe” nereden başlamamız gerektiği konusunda hepimize belki bir yol gösterici olabilir umuduyla yazımı paylaşıyorum. 
Saygılarımla,
A.Şükran Demiralp

 *http://tr.wikipedia.org/wiki/Enerji
Fotoğraf : A.Şükran Demiralp

11 Eylül 2012 Salı

Farklılıkları Anlayabilmek_3


 
11-09-2012
 

Farklılıkları Anlayabilmek_3

Okullar Açılırken

İED-İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği [1]:

·         Eğitimin şart olduğu kabul edilirken; eğitim için 7 çok geç sloganıyla yola çıkılmışken, erken yaşta eğitime teşvikin ardından, 4+4+4 ile yeni eğitim sistemi ile tanıştığımız şu günlerde, işitme engellilerin “Erken Eğitimden” faydalanması gerekliliği konusunda sağlam zeminler hazırlanmıyor. Pilot Okullar ve Kaynaştırma Sınıflarında başta olmak üzere eğitmenler bilinçlendirilmiyor.

·         İşitme engelliler öğretmeni, uzman odyolog, odyometrist, işaret dili tercümanı vb.. gibi gereken akademik insanları yetiştirme ve yerleştirmede yetkili kurumlarımız çok yetersiz ve çok yavaş kalıyor. Bir arpa boyu yol alınamıyor.”

Bir otistik çocuk annesi: “Oğlumun geleceği için işimi bırakıyorum. Önümüzdeki yıl okula başlayacak. Ona nasıl daha iyi bir gelecek hazırlayabilirim? Daha yoğun çabalamam gerekiyor.”
Bir hiperaktif çocuk annesi: “Nerdeyse her yıl yeni bir okul araştırmak zorunda kalıyorum. Yıl sonunda _getirebilirsek_ okul yönetimi çocuğunuz bizim okulumuza uyum sağlayamıyor” diyor.
Ve bu örnekler uzayıp gidiyor…
Öyle ya da böyle, eğitimin zorla öğretme yöntemlerine uyum sağlayamayan, gerçekte kendi öğrenme ihtiyacına uygun zengin öğrenme ortamlarında bulunabilseler,  çok rahat öğrenebilecek  ve hatta buluş yapabilecek bir çok çocuk ve genç için yeni bir eğitim dönemi başlıyor.
Mevcut eğitim ortamına uyamayan çocuklar ve ebeveynleri için okulların açılması, eğitimdeki klasik “yarış” temposundan çok daha farklı ve doğaçlama çözümler aramaya giden bir sürece dönüşüyor.
Toplumda, birarada, uyumlu bir şekilde yaşayabilmeleri için bireylerin çok küçük yaşlardan başlayarak birarada  yaşayabilmeleri gerekir. Okullar farklılıkların belirlenip ayıklandığı ortamlar olmamalılar. Farklılıkların anlaşılıp birbirini tamamladığı,  kaynaştığı ortamlar olabilmeliler. [2]

Nasıl bir eğitim sistemi olmalı ki, farklılıkları sayesinde mutlu, üretken ve hatta buluşçu bireyler yetişebilsin?



Saygılarımla,

A.Şükran Demiralp

İşitme Engelli "facabook arkadaşım" Sertan Atar'dan gitarında çaldığı "Esen Yeller" ve eşliğinde yaptığı resimler:
 

 

 
 

 

10 Eylül 2012 Pazartesi

Tümevarım, Tümdengelim, Akıl-Sezgi, Kaos ve Terör-Kaza-Belalar

REV 5: "Tüm birler aynı olabilir mi?" için kaynak resimler yazıya                    eklendi. (OĞUZ DEMİRALP'in KATKISI)


REV 4: KARL POPPER yazıya eklendi


REV 3 :  Aşağıya mor olarak sepetin kontrolü vurgusu da eklendi(Rev 3: 24/03/2016)
REV 2 : Aşağıya kırmızı olarak Tourette Sendromu örneği de eklendi. (Rev 2: 02/08/2015)

Wikipedia’ya göre Tümevarım,Tümdengelim ve Kaos:

“Karmaşık sistem teorisinin ardında yatan yaklaşımı felsefe, özellikle de bilim felsefesi açısından incelencek olunursa, ortaya ilginç bir olgu çıkar. Aslında bugün pozitif bilim olarak nitelendirilen şey, batı uygarlığının ve düşünüş biçiminin bir ürünüdür. Bu yaklaşımın en belirgin özelliği, analitik oluşu yani parçadan tüme yönelmesidir (tümevarım).

Genelde karmaşık problemleri çözmede kullanılan ve bazen çok iyi sonuçlar veren bu yöntem gereğince, önce problem parçalanır ve ortaya çıkan daha basit alt problemler incelenir. Sonra, bu alt problemlerin çözümleri birleştirilerek, tüm problemin çözümü oluşturulur. Ancak bu yaklaşım görmezden gelerek ihmal ettiği parçalar arasındaki ilişkilerdir. Böyle bir sistem parçalandığında, bu ilişkiler yok olur ve parçaların tek tek çözümlerinin toplamı, asıl sistemin davranışını vermekten çok uzak olabilir

 Tümevarım* yaklaşımının tam tersi ise tümdengelim, yani bütüne bakarak daha alt olgular hakkında çıkarsamalar yapmaktır. Genel anlamda tümevarımı Batı düşüncesinin, tümdengelimi Doğu düşüncesinin ürünü olarak nitelendirmek mümkündür.

Kaos **  ya da karmaşıklık teorisi ise, bu anlamda bir Doğu-Batı sentezi olarak görülebilir."

İrdelemeler:

Matematikte; nicelikler dünyasında, tümevarım yöntemi ile genel kuralı sezmek için bir örnek:

1’den k’ya dek doğal sayıların toplamı (Gauss) :

1+2 = 3 à 1’den 2’ye dek sayıların toplamı

1 + 2 + 3 = 6 à 1’den 3’e dek sayıların toplamı

1+2 +3 + 4 = 10 à 1’den 4’e dek sayıların toplamı

1+2 +3 + 4 + 5 = 15 à 1’den 5’e dek sayıların toplamı şeklinde sürdürebiliriz. Toplamları incelediğimizde;

3 = 2 x 3 / 2 = 2 x (2+1) / 2

6 = 3 x 4 / 2 = 3 x (3+1) / 2

10 = 4 x 5 / 2 = 4 x (4+1) / 2

15 = 5 x 6 / 2 = 5 x ( 5+1) / 2 olduğunu görürüz ve herhangi bir k sayısı için sezgilerimiz(Gauss bu şekilde sezmiştir) 1’den k’ya dek sayıların toplamının:

1+2 +3 + 4 + 5 + … + k = k x (k +1) / 2 olduğunu söyler. Bu hipotezdir ve ispatlamak için bu doğruysa (k+1)inci adım için de doğru olduğunu göstermeliyiz. Bunun için eşitliğin soluna ve sağına (k+1) ekleriz:

1+2 +3 + 4 + 5 + … + k + (k+1) =[ k x (k +1) / 2 ] +( k+1) = (k2 + 3k + 2) / 2 = (k+1)(k+2) / 2 bulunur. Burada genelleme yapmak için n = k+1 dersek:

1+2 +3 + 4 + 5 + … + n = n (n+1) / 2  sonucuna tümevarım yöntemi ile ulaşmış oluruz. Bu da 1’den n’ye dek (n sonsuza genellenebilir) sayıların toplamını veren formüldür.

Matematikte bu örnekte birleri (1) saydığımızı; 2 = 1 + 1, 3 = 1 + 1 + 1 ve tüm birlerin aynı olduğunu; nitelik farkı olmadığını biliriz. Bu nedenle nicelikler dünyasında tümevarım rahatlıkla işler.


Nitelikler dünyasında ne olur?
REV 5: Tüm birler aynı olabilir mi?



Soldaki kaynaktan: "Bugün bir çok öğretmen bilmektedir ki ARİTMETİK ile ilgili örnekler üzerinde çalışmak YALNIZ BİR TÜR PROBLEM ÇÖZME KABİLİYETİNİ ve NİSBETEN KOLAY OLANI GELİŞTİRİR. .... Tıklayabilirsiniz: TIK



DOĞRU CEVABIN BULUNMADIĞI, ancak DAHA İYİ ve DAHA KÖTÜ ALTERNATİFLER ARASINDA sadece BİR SEÇME SÖZKONUSU OLDUĞU DURUMLARDA problem çözmenin güçlüğü DÜŞÜNÜLMEDİĞİ SÜRECE bu oldukça büyük bir iş görebilir. Kişisel ve sosyal problemlerin çoğu bu AÇIK CEVAPLI PROBLEMLER tipindedir; çoğu, BİREYİN EŞİT OLMAYAN ÖNEM VE GEÇERLİLİKTEKİ OLGULARLA UĞRAŞMASINI, yeterlik dereceleri ve hükümlerindeki itidal bakımından birbirinden farklı kimselerin kannatlerini gözönünde tutmasını ve muhtemel çözüm şekillerini, kişisel olarak geliştirmek istediği değerler yönünden düşünüp taşınmasını GEREKTİRİR." İşte TIKLAYINIZ: DOĞRU DÜŞÜNME tam bu noktada devreye nasıl girebilir? 


REV 4: KARL POPPER: 
"Bilim Felsefesi Yanlışlanabilirlik ilkesi, Popper’in bilim kuramının temelidir.Onun bilimsel yöntem görüşü, “bütün sistemleri zorlu bir sınamadan geçirerek, sonunda nispeten elverişli” sistemi seçmek amacıyla, her kuramı yanlışlamaya tabi tutmaya dayanır. Çünkü Popper’e göre, tümevarım ilkesinin geçersizliği nedeniyle, kuramlar hiçbir zaman deneysel olarak doğrulanamaz. Ama yanlışlanabilir. O halde, bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gereklidir." Kaynak:  https://tr.wikipedia.org/wiki/Karl_Popper 

Bir sepetteki elmaların sayısını tahmin ederek aynı sepetten 10 tane olsa, bu 10 sepette de aynı sayıda elma var diyebilir miyiz? Elmaların şekli, büyüklükleri, sepete yerleştiriliş biçimleri gibi bir çok değişik durum nedeni ile ancak bir tahminde bulunabiliriz.

Başka bir durum, varsayalım ki bir sepetteki elmaların çoğu çürük çıktı. Bu durumda 10 sepetin tümü için, hiç kontrol etmeden, çürük elma doludur diyebilir miyiz?

Burada "kontrol etme" vurgusuna dikkat lütfen! Kontrol etmezsek, bir elmanın çürüğü diğerlerine de hızla bulaşır. Bir sistemi denetleyen sistemlerin olması en az nicelikler dünyası kadar nitelikler dünyasında da önemlidir. Örneğin, psikiyatr Irwin Yalom'un kitaplarında, hasta-doktor etkileşimlerinin etik kuralları için belli sürelerle psikiyatrların birbirilerini denetlemeleri gibi.. 


Bu olaylar için günlük yaşamdan örnekler seçtiğimizde: Örneğin, aile içindeki çekişmelerin çoğu, bir kişinin bir hata yaptığında, diğer kişi(lerin) “o hata(!)”nın kökündeki nedenleri araştırmaksızın [1], “bu hep aynı şeyi yapar zaten” diye genellemesinden kaynaklanmaz mı? Bilimsel yaklaşım; gözlemleme ve anlamaya çalışma, toplumda yaygın olabilseydi böyle genellemeler rastgele bir rahatlıkla yapılabilir miydi? Gerçekten “o kişi”nin yaptığı davranışın ağırlıklı / kök nedenlerine inebilme ve anlamaya çalışma alışkanlığımız gelişebilirdi.

Toplumda çatışmaların temelinde de “kök nedenleri” anlamaya çalışmak yerine, çeşitli koşullandırılmaların etkisiyle birbirini suçlayarak bölünmek; ortak uzlaşma tabanında birleşememek yatar. [2]  

Canlılar sistemi / toplum yaşamı ile ilgili konular nasıl ele alınmalıdır? Her birimiz farklı bireyleriz; niteliklerimiz farklı, bireysel olaylardan yola çıkıp genelleme yapılabilir mi?



·   Herkes için “kuğu” tanımının aynı olduğunu varsayalım. “Kuğular beyazdır” önermesi o zamana kadar,görülen kuğular için söylendiği halde kesinlik içerir ve gerçeği yansıtmaz. Ve “Tüm kuğular beyazdır” önermesine genellediğimizde yanlış bir önermeye dönüşür. Çıkabilecek ilk değişik renkli kuğu olasılığına hiç yer vermemektedir. “Bazı kuğular beyazdır” önermesi ise ikili mantık sistemini kırıp bulanık mantığa geçtiği için doğru bir önermeye dönüşür. Ve siyah / başka renk kuğu görülse de önerme yanlışlanamaz.


· Tikleri olanlar Tourette Sendromludur” önermesi kesinlik içerir. Tikleri olan herkesi içine alır ve gerçeği yansıtmaz. Oysa biliyoruz ki DSM-5 tanı kriterlerine göre, TİK BOZUKLUKLARI kategorisi içindeki 5 maddeden sadece birisi Tourette Sendromuludur(TS). Diğer tik bozukluğu olanlar yanlış tanılanmış olur. “Bazı tik bozukluğu olanlar TS’lidir” önermesi ise doğru bir önermeye dönüşür. Ve diğer tik bozukluğu olanlar önermeyi yanlışlayamaz.

     TS tanısı için tıklayınız: TS tanısı


· “Mamografi meme kanserinde kadınlar için erken tanıya yardımcıdır.” Önermesi de kesinlik içerir. Diğer durumları göz önüne almaz. “Mamografi meme kanserinde tüm kadınlar için erken tanıya yardımcıdır.” denilirse yapılan genelleme ile yanlış bir önerme olur. Çünkü, mamografinin bazı kadınlarda yanlış tanıya neden olduğu bilinmektedir. [3] “Mamografi meme kanserinde bazı kadınlar için erken tanıya yardımcıdır” İse doğru önermedir. Mamografi nedeni ile yanlış tanı alan kadınlar önermeyi yanlışlayamaz.[3]


Olaylara genellikle bakış mantığımız ya beyazdır ya siyah; 0 / 1, ya hep ya hiç şeklinde sıkışıp kaldıkça başımıza gelenler belli değil midir? Taraflara bölünmek; elmacılar, armutçular olarak birbirimize diş gıcırdatmak! Ve dahası... 

Benim varabildiğim yer: Tümdengelim, tümevarım, akıl-sezgi kullanarak doğrulara yaklaşılmaya çalışılır. Hedef, her birimiz için daha doğru, güzel, iyi bir yaşam değil midir? 

Bulanık mantık ve / ya koşullu olasılıklarla hareket eden Bayes çıkarsaması*** teknikleri gibi teknikler bize teknolojilerini satan gelişmiş ülkelerde kullanılıyor ve bu sayede onların yaşam kaliteleri bizlerinkilerden çok daha yüksek. Biz hızla onların teknolojilerini satın alıyoruz, kendimiz üretemiyoruz. ****


Mantık sistemimiz de çağdışı devam ediyor. Bu nedenle belirsizliklere yaklaşım yöntemleri bir yana, toplumda kesin olarak öngörülebilir durumlar söz konusu:

· Neden sürekli çadırlar ve insanlar yanıyor?
 
· Neden sürekli soba ve şofben zehirlenmelerinden ölenler oluyor?
 
· Trafik kazalarında ölümler neden gitgide artıyor?
 
· Neden terörden 30 yılda 40.000 ölüm? .....… [2] 


Deneyimlerden ders almamak; neden-sonuç ilişkilerini görmemek ve gerekeni yapmamak değil midir benzer felaketleri tekrar tekrar yaşamamız?

Ve biz akademisyenlerimiz, siyasetçilerimiz, işadamlarımız, işkadınlarımız, doktorlarımız, mühendislerimiz ve diğer her birimiz ne yapıyoruz / yapmıyoruz?  

Saygılarımla,

A.Şükran Demiralp 


 * http://tr.wikipedia.org/wiki/Carl_Friedrich_Gauss: “..meşhur hikâyeye göre, Gauss'un ilkokul öğretmeni J.G. Büttner, öğrencilerini oyalamak için 1'den 100'e kadar olan sayıları toplamalarını isteyince, Gauss cevabı birkaç saniye içinde bularak hem öğretmenini, hem de asistanı Martin Bertels'i hayrete düşürdü. Küçük Gauss, sayı listesinin iki zıt ucundan birer sayı alıp topladığında hep aynı sonucun çıktığını farketmişti: (1 + 100) = (2 + 99) = (3 + 98) = ... = (51 + 50) = 101, vs. Böylece 1'den 100'e kadar olan sayıların toplamı 50 × 101 = 5050 oluyordu…”
** http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaos_kuram%C4%B1 linkinden:



· “Doğrusal olmayan bir sistemde "çıktı"yı kestirmeye çalıştığımızda ortaya çıkacak hata, “girdi”nin ölçümündeki ufak hata ile orantılı olmayacak, çok daha ciddi sapma ve yanılmalara yol açacaktır.”
·“İşte bu özelliklerinden dolayı doğrusal olmayan sistemler kaotik davranma potansiyelini içlerinde taşırlar.”




[3] Goetzche 2006, 2009 ve Prof. Michael Baum: May be or not!
http://www.bmj.com/content/338/bmj.b86

2000 kadın 2 yılda bir 10 yıl mamografi ile tarandığında:
1 kadının meme kanserinden ölmesi önlenecek
10 sağlıklı kadın kanser hastası olarak gereksiz tanı ve tedavi alacak (cerrahi + radyoterapi + kemoterapi)
200 sağlıklı kadın yanlış ön tanı ile ileri tetkike alınacak
Mamografiden sonra aşırı tanı koyma, meme kanserinden ölümü bertaraf etme olasılığından 10 kat daha büyüktür.
http://asukrandemiralp1.blogspot.com/2012/10/bilimi-anlayabilmek-bilgiyle.html



                                                                                                           
                                                                                 
İlk yayın:
21/01/2012
Rev 2: 02/08/2015